Sokakta gördüğünüz birisine “Sevginin görkemi
en iyi nasıl anlatılır?” sorusuna verilecek cevaplardan birinin “Çalıkuşu”
olması gayet muhtemel ve olasıdır. Sevgi adına yazılmış bir kitaptır Çalıkuşu,
nereden tutarsanız tutun Feride hayatı boyunca “sevmiş”tir ve sevgiyle beslenmiştir. Kitapta son bölüme kadar
olayları Feride’nin ağzından – günlüğünden- dinliyoruz ve onun duygularını
Reşat Nuri Güntekin sayesinde anlayabiliyoruz. Osmanlı’nın yaşadığı son dönemler
hakkında bizi aydınlatan ve yaşandığı dönemi ve dönemin zihniyetini bu kitapla
kavramak mümkün. Anadolu’nun o dönemde düştüğü zor durumları ve bölge halkının
İstanbul’la farklılıklarını kitapta Feride’yle
beraber öğreniyoruz. Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış büyük yazar Reşat
Nuri Güntekin bizi özgün üslubuyla kitabın içine doğru sürüklüyor.
Feride
küçüklüğünden itibaren anasız babasız büyümüş bir çocuktur. İstanbul’da
Teyzelerinin yanında kalmaktadır ve
Fransız Mektebi’nde öğrenim görmektedir. Çocukluğunda sürekli haylazlık ve
yaramazlık yapmış, büyüklerini kızdırmıştır. Ağaçlara çıkıp atladığı için “Çalıkuşu”
lâkabını almıştır. Hareketli ama bir o kadar da sevimli bir çocukluk geçiren
Feride her nasılsa ilginç bir hikayeyle teyzesinin oğlu Kâmran’la
nişanlanmıştır; lakin bu ilişkilerinde Feride sürekli utangaç davranmış ve
Kâmran’ı üzmüştür . Daha sonra Kâmran dört yıl boyunca yurtdışında bir iş
gezisine çıkar bu sıralarda Feride olgunlaşır, tam anlamıyla bir hanımefendi
olur. Dört yılın ardından Kâmran’ın geldiği hafta Feride sonunda evlecektir;
fakat düğünden bir kaç gün önce Feride sevgilisinin Avrupa’da bir kadına
yazdığı aşk mektubunu görüp köşkten kaçar. Feride yaşadığı bu büyük hayal
kırıklığıyla “unutmak” için Anadolu’ya öğretmenlik
yapmak üzere gider. En ücra köylere, en
zorlu memleketlere gider Feride, gittiği her yere ise en önemli parçasını
getirir: Sevgisini… Feride gittiği her yeri güzelleştirir ve düzeltir. Şehirden
şehre, köyden köye; lakin nasıl bir talihi varsa gittiği her yerde güzelliğiyle
dillere destan olur ve dedikodular yüzünden kalamayacak duruma
düşer. Diyar diyar dolana dolana
iyi niyetini her yere yayar küçük
Çalıkuşu; ailesinden dayak yiyen
Munise adlı bir çocuğu evlat edinir ve ona annelik yapar. Yoldaşı olur Munise onun
her yerde, düştüğü zorluklarda Feride’nin dayanak noktası olur. Feride
en sonunda parasız pulsuz kalır
ve
Kuşadası’nda müdüre olduğu okul hasteneye çevrilir. Burada daha önce
Zeyniler Köyü’nde karşılaştığı asker ağızlı kaba ama iyi niyetli bir doktorla yeniden
karşılaşır. Doktor onu hemşire olarak
hastanede yaralıları tedavi etmek üzere alır ve ikisi yakın arkadaş olurlar.
Hayrullah Bey ona her konuda yardım eder
ve ona babalık eder. Bu mesut zamanlarda
ise Munise hastalanıp vefat eder ve Çalıkuşu ruhen çöker. On yedi gün boyunca
yataktan çıkmaz ve fena hâlde kötü bir dönem geçirir. Biricik çocuğu ellerinde
ölmüştü ne de olsa. Bu zor zamanlarda onun tek yardımcısı Hayrullah Bey
olmuştu. Doktor onu iyileştirirken, Feride’ye hayat yine küsmüştü: Hayrullah
Bey ve Feride arasında dedikodular çıkmıştı. Hayrullah Bey dedikoduların
bitmesi için göstermelik bir evlilik öne sürdü. Feride de mecbur kabul etmiştir. Daha sonra Hayrullah
Bey hastalanır ve Feride’den son istek olarak İstanbul’a gitmesi ve âşığına –
Feride’nin Kâmran’a ölümüne âşık olduğunu anlamıştır doktor- bir paketi
vermesini ister. Feride denileni yapar ve Teyzelerinin yanında döner, paketi
verir ve bir hafta sonra gitmeye hazırlanır. Burada Kâmran’ı görmeye
dayanamamıştır ne de olsa. Yaşadığı aşk acısını büyütmek istemez; ama ne bilsin ki Çalıkuşu, aynı acıları o da çekmiş?
Doktor pakete Feride’nin kaybettiğini sandığını günlüğü koymuştur. Kâmran ise
bunu okuyunca Feride’ye yapılması gerekeni yapar ve onun nazını bildiğinden
zorla tutup evlenirler. Feride hayatında olmadığı kadar mutlu olur. Hayrullah Bey de Feride gibi hayatını mutluluğa adadığını bize göstermiştir.
Onca
olaydan sonra ikisi tekrar birbirlerine kavuşmuş ve mutluluğu yakalamışlardır. Sevginin gücünü bize anlatabilecek en güzel
kitaptır Çalıkuşu…