14 Kasım 2012 Çarşamba

Madame Bovary - İnceleme


   
    Gustave Flabuert “Madame Bovary” isimli kitabında Emma karakterini bize başarılı bir biçimde işlemiştir. Kitapta zayıf bir cümleye yahut anlam karışıklığana rastlamak mümkün olmamakla beraber üslub bakımından Flabuert kusursuza yakındır.  Kitapta yer alan betimlemeler ve tasvirler sizi Emma’nın dünyasına götürecektir.  Yazar Emma’nın hasretlerini ve tüm duygularını bize hissettirmiş. Bu yazıda ise kitabı yapısı bakımından genel olarak ele alacağız.
  Emma gençliğinde dış dünyadan uzak bir şekilde babasının yanında bir çiftlikte yaşamaktadır. Babasının sakatlanmasıyla çiftliğe Charles isminde bir doktor gelmeye başlar ve aralarının samimileşmesiyle Charles Emma’yı babasından ister. Babası bunu Emma için iyi bir yaşama fırsat görür ve izin verir. Başlarda Emma da böyle düşünse de hayat küçük çiftliğinde gördüklerinden çok daha büyüktür ve karışıktır. Charles orta halli ve mütevazı iyi bir koca olmuştur Emma’ya; lakin Emma aslında  âşık olmak istemektedir. İstediği “iyi ve alışıla gelmiş” bir hayat değildir. İstediği tutkudur onun,  aşk romanlarıyla haşır neşir olan Emma hayallarine ulaşmak ister, saraylara ve büyük sevdâlara; lakin kaba kocası bu duruma büyük bir engeldir. Böylece Emma’nın hayatındaki ilk çalkantıları ortaya çıkar.  Emma arzusunun ateşinde acizce yanar.
   Bunu en çok körükleyen durum ise Emma’nın burjuva hayatını büyük şehirlerde görmesidir. Baloları, şarapları, şık kıyafetleri gördükçe Emma farklılaşmak ister. Bu onda büyük bir “olma” duygusu ortaya koyar ve Emma’nın masal alemlerindeki sersemletici güzelliklere özenmesine sebep olur. Emma saraylarda, balolarda, okuduğ kitaplarda yaşamak ister. Mâmafih  gerçek hayat toz pempe değildir. Emma bunu kabullenemez ve arzusunun peşinden koşmaya devam eder. Yazar bunu okuyucuya ince ve derin anlatımlarıyla çok iyi sezdirmiştir. Emma çabalar, evini şatolara çevirmek ister; cins cins takılar, kadife ve ipek kumaşlar alarak  “olmak ister” ve kocasanın mâli durumunu zora sokar.  Velâkin Charles o kadar uysaldır ve Emma’nın hayat tarzından o kadar uzaktır ki; bunları önemsemez. Emma’yı delicesine sever, güzelliğine tapar ama ona karışmaz;  aynı şekilde de onu anlayamaz, bu onun sevgisini Emma için yüzeyselleştirir ve Emma kocasının hayallarini yok eden bir ceza olduğuna kanaat getirir. Bu sebeple Charles’dan nefret duyar Emma. Çektiği tüm acıları zavallı doktora yükler. Charles’la beraber yaptıkları çocuğuna bile bir sevgi besleyemektedir Emma; istemediği bir hayat pençelerine almıştır Emma’yı.
   Büyük acılar çeken Emma çeşitli sevdâlara da bulaşır. Kocasından tiksinen Emma hâlen kuruntularındaki âlemde yaşar. Leon adlı bir gence aşık olur, ikisi beraber samimileşir ama daha sonra Leon öğrenimi dolayısıyla Paris’e gitmek zorunda kalır. Emma büyük çöküntüye uğrar. Daha sonra pek süre geçmeden yeni “beyaz atlı prensi”ni bulur Emma. Rudolph adlı genç, yakışıklı ve zengin kişi Emma’yı baştan çıkarır; onu kendine âşık eder. Emma Rudolph’un nefesiyle yaşar ve onun peşinden koşar. Charles’ı küçük bahanelerle kandırır – ki Charles da çok serbest bir adamdır, hiç bir olayı dert etmez – ve sevgilisinin şatosuna uğrar. Güzelliğiyle herkesi büyüleyen Emma Rudolph’la kaçma planları kurar; ama çapkın adam Rudolph bu ilişkiyi sadece bir eğlence için kurmuştur! Emma  son anda bırakılınca ruh sağlığı bozulur ve yataklara düşer. Aynı şekilde istediği lüks hayat için aldığı borçlar onun boğazını sıkar. Charles’ın ise hiç bir şeyden haberi yoktur, saf sevgisiyle zavallı karıcığına üzülür sadece o. Onu iyileştirmek için elinden geleni yapar ve tam iyileşme döneminde  Leon üniversiteden dönmüştür. Emma ise akıllanamamış, tekrar eski aşkına sokulmuştur ve neredeyse Rudolph’la yaşadığı şeyleri Leon’la tekrar yaşamıştır. Sonuç ise tekrar bir ayrılık ve yıkımdır.
  Hayata karşı tüm umutlarını kaybeden Emma’nın yaşaması için bir sebep kalmaz; istediği dünyayı burada bulamamıştır o. Veda  eder bu dünyaya hayallarine kavuşmak dileğiyle. Sıkılmıştır artık bu yorucu çabadan ve aruzudan. İstediğine yaklaştıkça arsızlaşmış ve daha çoğuna susamıştır zavallı Emma. Bunun sonucu ise büyük bir felâket olmuştur, bedbaht dokor ise borçlarla beraber yıkıntı içine düşmüştür ve karısına duyduğu aşkla yaşama istediğini kaybetmiştir. Bir gün Emma’nın aşk mektuplarını bulunca ise onun da yaşamasına bir sebep kalmamıştır artık. Küçük hasta çocukları ise karanlık bir geleceğe dönük bir halde yapayalnız kalmıştır. Emma’nın arzularından kalan tek şey koskaca bir “yıkım”olmuştur. Flabuert’in farklılaşma istediğini bize mükemmel bir şekilde sezdiren bu kitabı “anlamak” için büyük bir fırsat bize.

          CUMHUR ÖZBAŞ


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder